Hiç Düşündün mü Tagut Nedir ?
Hiç Düşündün mü Tagut Nedir ?

Hiç Düşündün mü Tagut Nedir ?

Soru: Tâğut ne demektir?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Arabça bir kelime olan “tâğut”: “T-ğ-y” kök harflerinden türemiş olup, tekil ve çoğul, dişil ve eril olarak kullanılan bir cins isimdir. Bu kelimede aslolan onun müzekker olmasıdır. Ancak hem müzekker/eril hem de müennes/dişil için kullanılır. 

 Tâğut kelimesin masdarı olan “tuğyân”: “İsyan etmek, haddi aşmak, azgınlık ve sapkınlık” gibi anlamlara gelmektedir. [Bak: “T-ğ-y” Maddesi: İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab; Firûzâbâdî, el-Kâmûsu’l-Muhît; Zebidî, Tâsu’l-Arus; Ragıb, Mufredat;… İbn Cevzî, Zâdu’l-Mesir: 1/231-232; Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 3/281.]

Nitekim Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahimehullâh, şöyle demiştir: “Tâğut, ‘fa’lût’ kalıbında olup, ‘tuğyân’dan türemiştir. Tuğyân ise: Haddi aşmaktır. Bu da zulüm ve haksızlıktır.” [İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 28/200.]

Tâğut kelimesinin ıstılâh (terim) mânâsı hakkında ümmetin âlimleri birçok açıklamalar yapmışlardır. Onlardan bazıları şöyledir: 

İmâm İbn Cevzî rahimehullâh, tâğut kavramının tanımına dair şöyle demiştir: “Tâğuttan neyin kastedildiği hakkında beş görüş vardır.   Birincisi: O, şeytândır. Bunu Ömer bin Hattab, İbn Abbas, Mücâhid, Şâbi, Suddi ve diğerleri demişlerdir. İkincisi: O, kâhindir. Bunu Saîd bin Cubeyr ve Ebû’l-Âlîye demişlerdir. Üçüncüsü: O, sihirbazdır. Bunu Muhammed bin Sirin demiştir. Dördüncüsü: Putlardır. Bunu Yezidi ve Zeccac demişlerdir. Beşincisi: Ehl-i Kitâb’ın azgınlarıdır. Bunu da Zeccac demiştir.” [İbn Cevzî, Zâdu’l-Mesir: 1/231-232.] 

Tabiînin büyüklerinden İmâm Mücâhid rahimehullâh’tan rivayet edildiğine göre tâğut: “İnsânların idârecisi konumunda bulunan, halkın kendisine danışıp işlerinin hükme bağlanmasını istedikleri, insân sûretindeki şeytânlardır. Tâğut (Allâh’ın kanunları dışında) kendisine başvurulan insânların efendisidir.” [Suyutî, ed-Durru’l-Mensur: 2/22.] 

İlk müfessirlerden Mukâtil bin Süleymân rahimehullâh tâğutu: “Şeytân, putlar ve Yahûdî Ka’b bin Eşref” olarak üç farklı mânâda tefsîr etmiştir. [(Şeytân:) Bakara: 2/256; Nisâ: 4/76; Maide: 5/60 (Putlar:) Nahl: 16/36; Zumer: 39/17  (Ka’b bin Eşref:) Bakara: 2/257; Nisâ: 4/51. Mukâtil bin Süleymân, el-Eşbâh ve’n-Nezir fi’l-Kur’âni’l-Kerîm: 142-143.]

İmâm Taberî rahimehullâh’a göre tâğut: “Allâh’a karşı isyânkâr olup, zorla, zorlamayla veya gönül rızâsıyla kendisine tapınılıp ma’bûd tutulan insân, şeytân, put, heykel ya da herhangi başka bir şeydir.” [Taberî, Câmiu’l-Beyân: 5/419.]

İmâm Mâverdî rahimehullâh, bu tanımlara kötülüğü emreden nefsi de ilave etmiştir. [Mâverdî, en-Nukt ve’l-Uyûn: 1/327.]

İmâm Beğavî rahimehullâh ise tâğutu şöyle tanımlamıştır: “Tâğut: İnsânın tuğyân etmesine sebeb olan her şeydir.” [Beğavî, Meâlimu’t-Tenzîl: 1/350.]

Kadı Beydâvî rahimehullâh’a göre tâğut: “Tuğyânın zirvesine ulaşan, Allâh’a kulluğu engelleyen şeydir.” [Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl: 1/155.]

Ragıb el-İsfehânî rahimehullâh “Müfredat” da, Allâh’ın dışında tapınılan şeylerin tamamı, sapkın önderler, hayır yolundan çevirenler ve Ehl-i Kitâb’ın azgınlarının da tâğut olarak isimlendirildiğini belirtmiştir. [İsfehânî, Müfredat: 1/520-521.]

Allâme Âlûsî rahimehullâh ise tefsîrinde tâğutla ilgili bütün bu görüşlere yer verdikten sonra şöyle demiştir: “En doğrusu bütün bu sayılanlara tâğut demektir.” [Âlûsî, Ruhu’l-Meâni: 2/14.]

İmâm Mâlik rahimehullâh’a göre tâğut: “Allâh’tan başka (kendisine) ibâdet edilen her şeydir.” [Mukâtil bin Süleymân, el-Eşbâh ve’n-Nezir fi’l-Kur’âni’l-Kerîm: 142-143.] Leys, Ebû Ubeyd, Kisai, Vahîdî ve lügatçilerin cumhuru da bu görüştedir. [Nevevî, el-Minhâc fi Şerhi Sahîhi Müslim: 3/18.] 

İmâm İbn Kayyim rahimehullâh ise tâğut kavramı hakkında takdire şâyân bir tanım yaparak şöyle demiştir: “Tâğut: Kendisine ibâdet edilme, bağlanılma ve itaat edilme noktasında haddini aşan kul demektir. İnsânların tâğutu, Allâh ve Rasûlü’ nün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allâh’tan başka kendisine muhâkeme olunan, ibâdet edilen ve Allâh’ın emrine dayanmaksızın, Allâh’a itaat etmeksizin kendisine tâbi olunanlardır. Bunları düşünür ve insânların durumlarına bakarsan, insânların çoğunun Allâh’a değil tâğutlara ibâdet ettiğini, Allâh ve Rasûlü’nün hükümlerine değil, tâğutların hükümlerine muhâkeme olduklarını, Allâh ve Rasûlü’ne değil, tâğuta itaat edip tâbi olduklarını görürsün.” [İbn Kayyim,  İlâmu’l-Muvakkıîn: 1/40.] 

Şehid Seyyid Kutub rahimehullâh, şöyle demiştir: “Tâğut, ‘tuğyân’ kökünden türemiştir. Gerçeği çiğneyen Allâh’ın kulları için çizdiği sınırı aşan düşünce, sistem ve ideoloji anlamına gelir. Bu düşüncenin, sistemin ve ideolojinin, Allâh’a inanmaktan, O’nun koyduğu kanunlara uymak gibi herhangi bağlayıcı bir kuralı yoktur. 

İlkelerini Allâh’u Teâlâ’nın kanunlarından almayan her sistem, her kurum, her düşünce, her davranış kuralı, her gelenek tâğut kapsamına girer. Buna göre ancak kim tâğutun karşısına çıkar ve sistemindeki kâfirliklerin tümünü kökünden reddederek Allâh’a inanır ve yalnızca ona boyun eğerse kurtuluşa erer.” [Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’ân: 1/292.] 

Şeyh Muhammed Hâmid el-Fakî rahimehullâh, tâğutun tarifinde şöyle demiştir: “Selefin sözlerinden özetle tâğutu şöyle tanımlayabiliriz: Kulu Allâh’a ibâdetten, dîni ve itaati yalnızca Allâh’a ve Rasûlü’ne has kılmaktan çeviren ve alıkoyan her şeydir. Bu, cinlerden olan şeytân da olabilir, insânlardan olan şeytân da olabilir. Ağaçlar, taşlar ve diğer başka şeyler de olabilir. Şüphesiz buna kanlar, mallar ve ırzlar hususunda insânların koymuş olduğu, İslâm’a ve İslâm Şerîatı’na uymayan kanunlarla hükmetme de dâhildir. Bu yolla hadlerin ikamesi, fâizin, zinânın, içkinin haram kılınması gibi Allâh’ın Şerîatı’ndan olan şeyler geçersiz kılınmış olur ve insânların koymuş oldukları bu kanunlar, kendi yaptırım güçleri ve onları uygulayanların yetkisi ile yasallaşarak korunurlar. Dolayısıyla kanunların kendisi bizzat tâğuttur, bu kanunları koyanlar ve propagandasını yapanlar tâğutturlar, gerek kasıtlı gerekse kasıtsız olarak Rasûlullâh’ın getirmiş olduğu gerçeklere uymaktan insânları alıkoymak için insân aklının icat etmiş olduğu her türlü yazılı metin ve buna benzer şeylerin tamamı tâğuttur.” [Fethu’l-Mecîd Şerhu Kitâbi’t-Tevhîd: 282 (Dipnot: 1).] 

Tâğut kavramının tanımı hakkında yaptığımız bu nakilleri daha da uzatmak mümkün olmakla beraber bu kadarı onun kimliği hakkında yeterli bilgi vermektedir. Tâğutun kimliğini tespit için bu nakilleri incelediğimizde tâğutu, Allâh’tan başkasına ibâdete çağıran şeytân, kendisine tapılan put, gaybı bildiğini iddia eden kâhin, sihir yapan sihirbaz ve Allâh’ın kanunları haricindekilerle hükmeden idâreci şeklinde sınıflandırabiliriz. Ancak tâğut, Allâh’tan başka kendisine ibâdet edilen her şey olduğuna göre, tâğutların sayısını belirli bir şekilde ifâde edemeyiz. Bunun için diyorum ki:

 

 

Tâğut, yeryüzünde İslâm Dîni’ne yani Allâh’ın kanun ve yasalarına isyân ederek başkaldırmak sûretiyle haddi aşan ve aştıran, insândan devlete, güçten otoriteye, nefisten şeytâna, puttan kâhine kadar, canlı veya cansız, soyut veya somut her türlü şeyin ortak adıdır.

 

 

Bu mânâda tarihin her döneminde ve dünyânın her yerinde, aynı veya farklı yerlerde eşzamanlı olarak bir tane olabildiği gibi, işbirliği içinde birden fazla da olabilen tâğut, aşırı derecede tuğyânkâr olup, insânlar üzerinde ilâhlık iddia edip, onların dünyâ hayatını düzenlemeye kalkışan her şeydir.  Zîrâ tâğut bir kimliktir. Küfrü, zulmü, fıskı, şerri, haksızlığı, adâletsizliği, putçuluğu, azgınlığı, sapkınlığı ve -zikretmekte âciz kaldığım- tüm kötülükleri ifâde eden bir kimliktir. Bu kimlik çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Bazen kendini Fir’avun ilan eden -antik ya da çağdaş- bir yönetici, bazen de Komünizm veya Demokrasi… adıyla azgın bir sistem ve kimi zaman da dindar kılığına girerek insânlara âlemlerin rabbi olan Allâh’tan gayrisine ibâdeti süslü gösteren bir belam… Tâğutları redderek Allâh’a tevhîd üzere îmân edenlere müjdeler olsun.

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

YORUMLAR

    Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...

YORUM YAZ